Funny & Jokes

Bizans Felsefesi II draft

Description
Bizans felsefesi Klasik dönemden Geç Antik’e kalan mirasın Ortaçağlar’a ve en sonunda Rönesans’a aktarılmasını sağlayan, Constantinopolis’in kurulmasıyla başladığı savlanan1 ara döneme verilen isimdir. 529 yılında Atina Akademisi’nin kapanması sonucu
Categories
Published
of 4
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.
Related Documents
Share
Transcript
    Filoteosofi Bizans Felsefesi Üzerine Bizans felsefesi Klasik dönemden Geç Antik’e kalan mirasın Ortaçağlar’a ve en sonunda Rönesans’a aktarılmasını sağlayan, Constantinopolis’in kurulmasıyla başladığı savlanan 1  ara döneme verilen isimdir. 529 yılında Atina Akademisi’nin kapanması sonucu klasik eğitimin Constantinopolis’e yönlenmesi, antik felsefenin bitişini ve Bizans felsefesinin başlangıcını ilan eder. 2   İlk dalgasını Cicero, Varro ve Lucretus’un oluşturduğu b u dönemin karakteristik çabası Yunan felsefesini Latinceye aktarma ve felsefi bir Latin dünyasının eğitim temellerinin kurulmasıdır. 3 9.yy’da Constantinopolis patriği Photios ve öğrencisi Arethas’ın klasik metin derlemeleri, (örneğin Arethas’ın çoğalttırdığı Codex Clarkianus miniskülü gibi) Ansiklopedizm ve Hümanizm’in 4    başlangıcına konumlanır. Ancak özellikle Arethas’ın ardından düşünce teolojiye kayar ve kilise babalarının teolojik yaklaşımları ağır basmaya  başlar. 5   Bizans felsefesi’nin 1453’de Constantinopolis’in çöküşü ve Bizans hümanistlerinin Batı’ya göç etmesi nedeniyle sona ermiş olduğu varsayılsa da George Scolaris ve Besarion gibi düşünürler kah Doğu’da Osmanlı egemenliği altında kah da Batı’da -Theophilos Korydaleus örneği gibi - Bizans f  elsefi geleneğini sürdürerek çalışmaya devam ettiler. Bizans Felsefi Geleneği Bizans’ta eğitimin ana amacının devlet görevlisi yetiştirmek olması nedeniyle felsefeye yönelik ayrıca bir kurum yoktu. Fakat felsefe eğitimi zaman   zaman İmparator ve kilise tarafından desteklenebiliyordu. Örneğin 1045’de Constantine Monomachus’un kurduğu ‘Constantinople Üniversitesi’nde felsefe eğitimi veriliyordu. Ne var ki üniversite ecclesiastik otoritenin nüfusu altındaydı ve felsefi eğitimin temeli teolojik tartışmalara dönüştürülen Aristoteles’in Mantık’ı ve Etik’i ile başlıyor, ilerleyen aşamalarda Fizik ve Quadrivium, son aşamalarda ise Platon -özellikle Neoplatoncu metafizik- eğitimi veriliyordu 6 . Bu eğitimi alan Bizans düşünürleri birer polimat olarak görülüyorlardı. Bu polimatlar eğitim amacıyla antik felsefi metinleri açıklayan notlar, paragraflar, genişletilmiş yorumlar,ufak el kitapları ve ayrıca kendi teorilerini açıklamak, savunmak üzere diyalog formunda özgün eserler, mektuplar, fels efi konularda söylevler ve teoloji ile felsefe arasında bir yerde philoteosofi adı verilebilecek karşıtlıklar ürettiler(Bknz: St.Basil ve Eunomius karşıtlığı). Phoitos, Arethas, Filozof Leo, Nikephoros Blemmydes gibi hümanistlerin yanısıra Nyssa’lı Gregor,  St.Basil, İtirafçı Maximus gibi kilise babaları özellikle teolojik çalışmalarda gereken altyapının sağlanması   için gerekli gördükleri Aristoteles mantığına rağmen ebedi dünya ve ilk hareketi veren hareketsiz hareket ettirici olarak Tanrı fikrine aykırı düşüyorlardı. Platon 1  Katerina Ierodiakonou,Börje Bydén,Edward N. Zalta, Byzantine Philosophy, Metaphysics Research Lab, Stanford University,2018, Giriş,4   2  Katerina Ierodiakonou, Giriş,4   3  Katerina Ierodiakonou-Sten Ebbesen, 16 4  Sita Steckel,Niels Gaul,Michael Grünbart, Networks of Learning: Perspectives on Scholars in Byzantine East and Latin West, C. 1000-1200, LIT Verlag Münster,2014,24 Codex Clarkianus Ansiklopedizm döneminin başlangıcı olarak adlandırılabilecek bu dönemde klasik manuscript derleyicisi ve kütüphaneci Photios’un öğrencisi Caesarea’lı   Arethas’ın emriyle kopyalanan (veyahut kendi el yazısı ile Eusebius’un bir kopyasından çoğalttığı) kaynak manuscript’i kayıp olan Platon’un Phaidros diyalogunun girişini içerir.Bknz. E.H.Gifford,  Arethas and The Codex Clarkianus , The Classical Review, Vol.16,No:8,1902, 391-93 5   Katerina Ierodiakonou,Giriş,5   6   Katerina Ierodiakonou,Giriş,5,6,7      metafiziğindeki a)ruhun ölümsüzlüğü b)dünyanın yaradılışı hristiyan düşüncesine uygun görülse de Platon’un metempsikosis ve idealar teorisi kabul görmüyordu. Bu anlamda Bizans filozoflarının geç antik’in eklektik kilise geleneğini takip ettikleri bunun yanısıra en azından 15.yy’da Aristoteles ve Platoncu olarak saf tutma eğilimi belirene kadar klasik gelenekte kullanılan akıl yürütme yöntemlerini hristiyanlıkla harmanlamaya uğraştıkları, söylenebilir. Bu nedenle Bizans felsefesind e klasik tasım yöntemleri kullanılarak üretilen diyaloglar ve teolojik tartışmalar ne tam anlamıyla bağnaz bir teolojidir ne de geleneksel felsefenin  bütünlüğüne sahiptir. Bu tartışmalar ve antik metinleri derleyenler tarafından yazılan diyaloglar, Paga n/Hristiyan karşıtlıkları, Teslis ve İsabilim temellerine dayanır. Bu dönemde üretilen metinlerin başlıca amacı Tanrı ve Oğul kategorilerinin çözümlenmesi ve Constantinople’ün çift dilli kültürü nedeniyle daha önce hiçbir yerde görülmeyen şekilde çevi ri ve gramer çalışmalarına yönelmiştir. 7   Örneğin Flavius Theodorus Dionisii’nin 527’de Constantinopolis’de çevirdiği Priscian’ın Institutiones Grammaticae’si, 500’lerin başında Priscian’ın düzenlediği karşılaştırmalı Latin grameri bu dönemde üretilmiş ese rlerdir. Dönemin sonunda özellikle Besarion gibi entelektüeller aracılığıyla Latince barbarların dili olmaktan kurtulup, baskın dil olmaya başlamıştır. Comnenosların döneminde özellikle Anna Comnena’nın desteğiyle Nicea’lı Eustratios, Efesli Michael gibi derleyicilerin ürettikleri antik dönem metinlerinden bağımsız parçalı metinler ve klasik felsefe metinlerinin Latinceye çevrilerek yeniden yorumlanması ‘karşıtın bilgeliği’ni yaratmıştır. Örneğin Caesarea’lı Basil ve Nyssa’lı Gregor gibi yazarlar pagan bilgeliğinin dikkatli kullanımının heretiklere karşı bir silah olarak gerçek inancın açıklanmasına yardımcı olacağını savlamışlardır. 8   Geç Antik ve Bizans felsefeleri tümüyle antik geleneğe ve onun karşıtına dayanan bu nedenle özgünlük kaybı yaşanan bir dönem olarak düşünülse de Caesarea’lı Basil’in antik geleneğin klasik tasım yöntemini tersine teolojiye çevirerek Eunomius’a karşı yazdığı ‘Özel İsimlerin Anlamları Üzerine’ 9   gibi metinlerle başlayan İsim Tartışmaları felsefede Bizans geleneğinin dikkate değer örneklerinden biridir.   St.Basil Eunomius’a Karşı:Semantik Bir Tartışma   Aetius ve Eunomius’un Heteroousian İsim Teorileri 4.yy’ın dönüm noktası olan kutsal üçleme teorilerinin (Tanrı, İsa, Kutsal Ruh) temelini teşkil eden Tanrı’nın ‘doğurulmamış’ bir özne olarak yüklendiği yüklemlerin, İsa’nın ‘bir kadın tarafından doğurulmuş’ özne olarak yüklendiği yüklemlerden farklı olduğu, Tanrı ile İsa’nın bu nedenle aynı özden olamayacakları, İsa’nın bir insan olarak Tanrı ile farklı öze sahip olduğunu (Heteroousia) tezininin ve Ariusçuluğun radikal bir kanadını temsil eden Cyzius’lu Eunomius’un hocası Aetius ve Ankara piskoposu Basil ile Laodicea’lı George’un fitilini ateşledikleri tartışmalar, 10   Aetius’un öğrencisi Eunomius ve dönemin şöhretli teoloğu Caesarea’lı Basil’in ayrı ayrı ‘isim teorileri’ geliştirmelerine neden olur. 4.yy‘da tartışılan  birbirine karşıt bu iki isim teorisi İsa ve Tanrı‘nın özlerinin açıklanması başlığında genel ve özel isimler ( ὅνομα) ile sıfatları ele alırlar. 11 .  Naturalist bakışı savunan Aetius ve Eunomius‘a göre isim ve hamil‘i arasındaki ilişki dolaysızdır ve hamil’e atfedilen isim, 7  Katerina Ierodiakonou, Sten Ebsen, 17,18,19,20 8  Katerina Ierodiakonou ,Giriş,9,10   9 Katerina Ierodiakonou,Paul Kalligas, 31,48 10   Mark Delcogliano, Basil of Caesarea’s Anti Eunomian Theory of Names – Christian Theology and Late Antique Philosophy in the Fourth Century Trinitarian Controversy, Giriş,1,2,3. Ayrıca Bknz ’The Heterousians on Names and Naming’, 24,25   11  Mark Delcogliano,25    hamil’in doğasını doğrudan açığa çıkartır. Örneğin Latince deniz, aequor’  12   isminin ‘düz bir satıh, yüzey‘ anlamına gelmesi gibi isim ve nesnesi arasında doğrudan kurulan bir ilişki vardır. Caesarea’lı Basil gibi Konvensiyonalist bakışı savunanların teorilerine göreyse, isimler doğadaki gerçekliğe doğrudan gönderme yapmazlar. Buna rağmen atandıkları nesneye dair herhangi bir nesnel bilgi içermeseler bile gerçekliğin bilgisini dolaylı göndergelerle açığa çıkartmaya yetkindirler. 13   Aetius ve Eunomius’un Naturalist yaklaşımla stoik epistomolojideki 14  Ortak Kavramlar’ın(Common  Notion( κοινή ἕννοıα )) ya da şeylerin Doğal Özleri’nin (Natural  Notion(φυσıκή ἕννοıα)) akılda ilksel bilgi olarak mevcut olduğu ve bu ön kavramlar’ın(şeylerin ilksel ve bireysel nitelikleri) rasyonel sorguyla bilinebilir olduğu düşüncesini birleştirerek savladıkları teoriye göre ’belli özellikleri koruyan nesneler ’özel nitelik’tedirler. Bu açıdan hem materyal mevcudiyetleri, hem de özleri karışık durumda,  benzersiz, kalıcı ve kendinde niteliklerdir. Bu durumda eğer ’doğmamış’ olmak   (  άγέννητος) sıfatı   Tanrı’nın benzersiz cevherini açığa çıkartıyorsa, onun ’doğmuş olanlardan’ farklılığını da ortaya koyar. Aetius’un kayıp eseri Syntagmatia 15 ’da açıkladığı üzere:   a) Eğer Tanrı ezeli, doğmamış ve kendinden mevcutsa her    şeyin yaratıcısı o’dur. Fakat ’doğmamış’ özüne (benzersiz öz) sahip olması nedeniyle ondan ’doğurulmuş’ bir nesil türeyemez.    b)Eğer Tanrı’nın özü ’doğmuş olanlar’(γέννημα)ın içinde değişime uğradıysa, Tanrı’nın özünü oluşturan değişmezlik (αμετἀβλητος) anlamını kaybeder, bu durumda Tanrı‘nın özü insana ait sözdiziminin ötesine geçemez. 16   c) Eğer ’doğmamış olmak’ doğrudan bir hamil ile ilişkilendirilmiyorsa(gerçekliğe doğrudan gönderme yapmıyorsa) ve dolaylı göndergelerle cevheri açığa çıkartıyorsa hiçbi r anlama gelmez. Eğer ’doğmamış olan’ hiçbir anlama gelmiyorsa, bunun zıttı olan ’doğmuş olanlar’ sıfatı da hiçbir anlama gelmiyordur. Hiçbir şeyle hiçbir şey nasıl zıt olabilir? 17   Aetius’un daha sonra kaybolacak olan Syntagmatia’sındaki bu savlarını de vam ettirerek ardından Apologia’yı (yaklaşık 360 - 361) ve Apologia Apologiae’yi(378 -381) 18  yazan öğrencisi Eunomius’un eseri de Aetius’la benzer akıbete uğrayarak kaybolur ve hem Aetius’un hem de Eunomius metinlerine ancak Epiphanius, Caesarea’lı Basil, Nyssa’lı Gregor’un metinleri gibi karşıt metinlerdeki alıntılarla ulaşılır.’   12  http://www.perseus.tufts.edu/hopper/morph?l=aequus&la=la&can=aequus0&prior=aequor&d=Perseus:text:1999.04.0060:entry=aequor&i=1 13  Mark Delcogliano,25,26 14  Mark Deleogliano ve Andrew Radde Gallwitz çevirisi ile, The Father of The Church-St.Basil of Caesaera Against Eunomius, Catholic University of Amerika Press,2011, 91(Dipnot:34) 15   Sytagmatia’ya Epiphanius’un Panarion(c.76)’unda değinilir ancak Panarion’un iki reprodüksiyonu arasındaki tutarsızlık nedeniyle Nicetas Acominatos’un Epiphanius’tan kopyalayarak kendi eserine aktardığı kopyanın daha güvenliir olduğu varsayılır.(Bknz. L. R. Wickham  ,The Syntagmation of Aetius of Anomean , The Journal of Theological Studies,XIX,1968,532-569) 16  P.P.C.Hanson, The Search For The Christian Doctrine of God-The Arian Contraversy 318-381-, T.T.Clark,1988, 603 “If God who is ingenarate is wholly generate, then he has not generation substentively, presumably because an ingenerate cannot generate that which is generate. If God’s substance wa s changed into an issue, then Ousia of God is not beyond transformation. 17  Mark Delcogliano,28 18  Mark Delcogliano,26    Caesarea’lı Basil’in Homoousian İsim Teorisi   Basil , Aetius ve Eunomius’un klasik tasım yöntemlerini ve Eunomius’un Apologia’sındaki tasımlarını bilerek ya da   dalgınlıkla   çarpıtarak  19   cevaplar. Eunomius’a göre: a)Eğer herşey bir diğerinden meydana geliyorsa,    b)Fakat Tanrı’dan önce ne kendisi ne de başka bir şey meydana gelmediyse Tanrı doğmamış demektir. Ve eğer doğmamışlık    Tanrı‘ya mahsus kalıcı bir özellikse  Bunu takip eden : Doğmamışlığın Tanrı’nın özünü açığa çıkartmasıdır. 20   Basil retorik zekasını kullanarak Eunomius’un öncüllerini tersine çevirir. Ona göre Eunomius’un  Bunu takip eden (άκολουθει τούτῳ) yan cümlesindeki ‘bu’( τούτῳ ) Tanrı’ya (özneye) işaret etmektedir(oysa Eunomius a ve b öncüllerini takip eden sonuca göre demek istemiştir) 21 . Bu durumda doğmamışlık bunu   yani Tanrı‘yı takip eden bir sıfattır ve yargıya göre ikinci duruma düşmektedir. Eğer doğmamışlık sıfatı Tanrı’ya göre ikinci durumdaysa (çünkü sıfatlar isimleri niteler ama isimlerin özlerini açığa vurmazlar) nasıl olup da bir ardıl (isme göre ikinci durumda olan sıfat) bir vargı ile aynı olur? 2223   19  Mark Deleogliano ve Andrew Radde Gallwitz ,94,Dipnot 41 20  Mark Deleogliano ve Andrew Radde Gallwitz ,94,Dipnot 43 21  Mark Deleogliano ve Andrew Radde Gallwitz ,94,Dipnot 41 22  Mark Deleogliano ve Andrew Radde Gallwitz ,96 23   Örnek:   Tanrı doğmamıştır    cümlesi bir vargı(hüküm) bildirir ama Doğmamış Tanrı’daki Doğmamış sıfatı sadece Tanrı’yı niteler bu nedenle ikinci durumda ve sadece bir çıkarımdır.
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks