Religious & Philosophical

Management of Voter Emotions: The Strategies of the Production of Political Messages and the Claim to Command Voter Emotions: The Example of SHP's Lemon Campaign

Description
Seçmen Duygularının Yönetimi: Siyasi Mesajların Üretim Stratejileri Ve Seçmen Duygularına Hakim Olma İddiası: 1987 Yılı, Shp'nin"Limon" Kampanyası Örneği…. Öz: Seçmen davranışlarının somut göstergesi olan 'oy verme", her seçim
Published
of 16
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.
Related Documents
Share
Transcript
    Seçmen Duygularının Yönetimi: Siyasi Mesajların Üretim Stratejileri Ve Seçmen Duygularına Hakim Olma   İddiası : 1987 Yılı, Shp’nin“Limon” Kampanyası Örneği….   Öz:   Seçmen davranışlarının somut göstergesi olan ‘oy verme”, her seçim döneminde öncelikle ekonomik beklentilere yönelik bir eylemle gerçekleşmesine rağmen, siyasal partilerin  propaganda dönemlerinde kullandıkları mesajların etkisi de yadsınamaz. Siyasi parti söylemi , mesaj, seçmen algısı ve oy verme kararı düzleminin 1980’lerden bu yana geçirdiği aşamalar başlı  başına bir çalışma konusudur. Bu makalenin amacıysa; Türkiye’de profesyonel olarak  propaganda çalışmalarının başlangıcı sayılan 1987 yılı genel seçimlerinin, mesaj- seçmen ilişkisi  bağlamında incelenerek, bu alandaki çalışmalara referans oluşturmaktır. Sivil iktidara geçişin ikinci seçimi olan 1987 seçimlerinin efsane olarak nitelendirilen Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP)’nin “limon” konseptli kampanyası, kullanılan metafor ve anlamlandırma açısından iyi bir örnek olduğu iddiasıyla seçilmiştir.   Anahtar Kelimeler:   Seçmen davranışları, propaganda, siyasi mesaj, algı yönetimi, duygu sosyolojisi  Management of Voter Emotions: The Strategies of the Production of Political  Messages and the Claim to Command Voter Emotions: The Example of SHP's "Lemon" Campaign  Abstract:   Even though “voting”, a concrete indicator of voter behavior, primarily occurs with an action towards economic expectations in every electoral period, the effect of messages used  by political parties during the propaganda period cannot be undermined. The phases experienced since the 1980s within the platform of political party discourse, message, perception of voter and decision to vote is a field of study in itself. The purpose of this article is to analyze the 1987 general elections, which is seen as the starting point for the running of professional propaganda, within the context of message-voter relationship and to set the pace for the studies in this field. The “lemon” campaign of SHP (Socialist Democrat Populist Party), which is characterized as a legend during the 1987 elections -the second election of the transition to civilian authority- is chosen as it is an appropriate example in terms of the metaphor being used and sense-making. Key Words : Voter behavior, propaganda, political message, perception management, sociology of emotion      Giriş   Siyasi parti, aday ve seçmen üçgeninin kilidi seçmen tutum ve davranışlarının rasyonel analizleriyle çözülebilir. Ancak; bu analizin yapılmasındaki rasyonellik, seçmenin karar alma ve oy verme sürecinde duyguların yönetilmesine doğru evrilir.  Seçmenler, ya geleneksel bir tutumla ailenin o güne kadarki tüm seçimlerde oy verdiği partiye yöneli rler, ya da partilerin seçim vaatlerini dikkate alarak bireysel kazanımlarını ön planda tutmayı tercih ederler. Türk Siyasi Tarihi’nin geleneksel seçmenleri incelendiğinde, parti odaklı oy verme davranışının, 2002 genel seçimlerinde ciddi bir değişim geçirdiği söylenebilir. Her ne kadar, o güne değin 10 yılda bir yaşanan askeri darbelerle  parti isimleri değişse de parti liderlerinin uzun yıllara dayanan varlığı söz konusudur. Seçmenin kişisel ideolojilerini şekillendiren “Merkez Sağ” ve “Merkez Sol” söylem lerini temsil eden parti liderleri, 2002 tarihinden önce siyaset sahnesinden farklı nedenlerle çekilmişler (çekilmek zorunda kalmışlar), zaman içinde parti içinden yetişmiş ve liderliğe yükselmiş olanlar da partilerinin ideolojilerini temsil etme gücünü k  aybetmişlerdir. Tüm dünyada 1990’larda başlayan küreselleşme politikaları, Türkiye’de de 1990- 2000 yılları arasındaki sosyalleşme,   kültür ve ekonomi politikalarını  biçimlendirmiş, neo -liberal uygulamalarla bireyin beklentilerini tatmin etme zorunluluğu toplum menfaatlerinin önüne geçmiştir. Görece taraflı bir bakış açısıyla sosyal -kültürel alanda gerilemeler olsa da özellikle ekonomik anlamda  bireysel refaha giden tüm yollar mübah hale gelince, seçim dönemlerinde seçmenin oy verme tercihi, bu konuda istikrar(!) vadeden  partilere yönelmiştir. Bu yönelimi değiştiren tek istisna ise Abdullah Öcalan’ın yakalanmasıyla milli duyguların doruğa ulaştığı ve ekonomik kazanım beklentilerinin ikinci planda kaldığı 18 Nisan 1999 seçimidir. Seçmen davranışlarının somut göstergesi olan ‘oy verme”, her seçim döneminde öncelikle ekonomik beklentilere yönelik bir eylemle gerçekleşmesine rağmen, siyasal partilerin propaganda dönemlerinde kullandıkları mesajların etkisi de yadsınamaz. Askeri darbenin ardından 1983 yılındaki ilk seçimle başlayan ve  bugüne kadar gelen süreçte genel ve/veya yerel seçimlerde kullanılan sloganlar, aktardıkları mesajları dönemin konjoktürüne göre şekillendirmiştir. Siyasal iletişim stratejilerini oluşturan yöntemlerin en geçerlisi olarak kabul gören seçmene yönelik somut vaatler, bu mesajların çıkış kaynağıdır. Geride kalan 25 yıl içinde, önceki dönemlerden farklı olarak profesyonel iletişim uzmanları ve kurumları tarafından yönetilen propaganda faaliyetleri, bu mesajların hedef kitle- oy verme ilişkisini istenilen yönde nasıl manipüle ettiğini göstermektedir. Siyasi mesajların kamuoyuna sunulduğu kitle iletişim araçlarının teknolo  jik gelişmelere    paralel şekilde çeşitlenmesi, seçmenin her an, her yerde mesajlarla istemsiz bir biçimde karşılaşmasını sağlamaktadır. Seçmen, bu karşılaşmaların her birinde kendi ihtiyaçlarını ve beklentilerini yeniden sorgulamakta, son karara  biraz daha yaklaşmaktadır.   Siyasi parti söylemi, mesaj, seçmen algısı ve oy verme kararı düzleminin 1980’lerden bu yana geçirdiği aşamalar başlı başına bir çalışma konusudur. Bu makalenin amacıysa; Türkiye’de profesyonel olarak propaganda çalışmalarının     başlangıcı sayılan 1987   yılı Genel Seçimlerinin, mesaj - seçmen ilişkisi  bağlamında incelenerek, böylesine kapsamlı bir çalışmaya referans oluşturmaktır.   Sivil iktidara geçişin ardından ikinci seçim olan 198 7 seçimlerinin efsane olarak nitelendirilen SHP’nin “limon” konseptli kampanyası, kullanılan metafor ve anlamlandırma açısından iyi bir örnek olduğu iddiasıyla seçilmiştir. AKP’nin iktidara doğru yürümeye başladığı yılların “bayraklı” kampanyası ise yıllar arasında seçmen duygu ve yönelimlerinin hangi şekilde evrildiğini göstermek a macıyla karşılaştırmalı analize taraf olarak tercih edilmiştir. Ayrıca; kendini karşıt merkezlerde tasvir eden iki partinin karşılaştırması, farklı tarihsel süreçlerde olsa da Türk seçmenlerinin duygusal etkileşim dinamiğini gösterecek niteliktedir. Makal enin içeriğini oluşturan, katılımcı demokrasi kavramı, vatandaşlık bilinci, katılımcı demokraside seçmen rolü, arzu ve haz bağlamında seçmen tasviri, siyasal iletişim, mesaj ve 1980’lerin siyasal iklimi    başlıkları, 90’ların ve 2000’li yılların siyaset anlayışına da ışık tutması amacıyla belirlenmiştir. Değerlendirme  başlığı altında ise, belirlenen içeriklerden yapılan kişisel çıkarımlara yer ver  ilmiştir. 1. KATILIMCI DEMOKRASİ VE VATANDAŞLIĞIN ŞEKİLLENMESİ   Demokrasi; sözlük anlamıyla, tüm vatandaşların devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir. Temsili demokrasinin var olduğu ülkelerde, vatandaşlar kendi temsiliyetlerini, seçtikleri siyasi kişilikler vasıtasıyla sağlar  lar. Ancak; realitede bu temsiliyet, belirli bir vatandaş kitlesinin temsiliyeti olarak uygulanır ve temsil edilemeyen kitlelerin varlığını tehdit edebilir. Bu nedenle, demokrasinin ileri bir aşaması olarak, “ Güçlü Demokrasi ” , ancak, demokratik tavrın belirlediği kişi ve kurumların  birlikteliğiyle gerçekleşir. Kolektivist olmayan bir cemaat biçimi, kamusal akıl yürütmenin rasyonalitesi, yaşanılan toplum ve dünyayla bağdaşan bir yurttaş kurumları toplamının birlikteliği güçlü demokrasinin temel koşullarını oluşturur (Barber, 1995; 195). Güçlü demokrasinin ana dayanağı katılımcı demokrasiden geçer. Güçlü demokrasinin oluşmasında belirleyici olan halk, yönetimi elinde  bulundurarak değil, yönetim öncülündeki aşamalara katılarak varlığını ortaya koyar. Birçok siy asal terimle birlikte, katılım terimi de normatif bir boyuta, vatandaşlık teriminin çevrelediği bir boyuta sahiptir. Halk, her ne kadar sayıca önemli bir büyüklüğü ifade etse de salt kitle olarak değerlendirilmemelidir. Halk- kitle ayrımı şu tür belirleyici   davranışlar üzerinden yapılabilir: Kitleler gürültü yapar, vatandaşlar tartışır; kitleler hareket eder, vatandaşlar eylemde  bulunur; kitleler çarpışır, vatandaşlar duygusal bağ kurar, paylaşır, katılır   (a.g.e:199). Benjamin Barber, “Güçlü Demokrasi” isimli kitabında güçlü demokrasi -siyaset ilişkisini şöyle açıklamaktadır:   ……. Güçlü demokrasi, epistemoloji olarak siyaseti, pratiğinin tam merkezine  yerleştirir. Peirce’nin, bir çok    ince ipliklerden örülmüş bir kablo şeklindeki çarpıcı hakikat metaforu, güçlü demokratik siyasetin mükemmel bir anlatımıdır.  Birçok yurttaş, ortak yurttaşlıkları yoluyla birbirine sıkı bir şekilde bağlanır ve kendi içlerinde yetersiz ve geçici olan; fakat ortak bir irade ve kamusal bir amaçla birbirine bağlandığı zaman güçlü bir inancı doğuran düşüncelerin rehberliğinde etkileşimde bulunurlar. Bir yurttaş topluluğu iktidara hakikati  söyleyemez; çünkü hakikatin ne olduğunu biliyormuş gibi davranmaz. Bunun     y erine yaptığı şey kısaca, iktidar karşısında sevgi ve paylaşım duygularıyla  zenginleşmiş ve kendini yaratıcı bir şekilde ifade etmeye çalışan özerk iradelerden kaynaklan ıyor olmanın, kamusal bir ortamda konuşuyor olmanın renklendirdiği bir sesle konuşur   (a.g.e: 213).   Burada anahtar kavram “siyasal katılma” ve vatandaşın iktidar ve/veya iktidar adayı parti ile kurduğu duygusal bağdır. Ancak; bu bağ, iktidarı destekleyenler tarafından olumlu olurken, doğal olarak desteklemeyenler açısından duygu kırılmalarına  yol açar. Güçlü demokrasi kapsamı içindeki siyasal aktörlerin (seçmen, sivil toplum örgütleri, üniversiteler, kanaat önderleri v.b) bu duygu yönetiminde etkin rol alması, demokrasinin işlevselliğini artıracaktır, ancak; reel dünyada böylesine “romantik” bir idealin işlerliğine rastlamak zordur. Siyasal katılım talebinin ve eyleminin, bir davranış biçimi olarak, insan davranışlarının genel prensiplerine uygun olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunan Oya Tokgöz, insanın genel davranış özellikle rinin siyasal davranışlarının da referansı olduğunu belirtir (1979 :15). Bu belirlemenin kabulü, vatandaşlık     bilincini oluşturan tüm kaynakların * belirli  bir tutarlılık gösterdiğini de  kabul etmekle mümkün olabilir. Türk seçmeni açısından değerlendirildiğinde, belirtilen kaynakların dışındaki dinamikleri de(ekonomik, sosyal, kültürel, etnik, feodal yapı v.b.) sürece dahil etmek gerektiği açıktır. TÜRKİYE’DE SEÇİM KAMPANYALARININ TARİHSEL SÜRECİ VE  SEÇMEN DAVRANIŞLARI    Türk Siyasi Tarihi’nde, partilerin seçmenlere yönelik vaatlerini aktardıkları ilk seçim, 2.Dünya Savaşı’nın ardından, Marshall yardımı ve Truman Doktirinlerinin uygulamaya alınmasıyla birlikte 1946 yılında, çok partili haya ta geçilmesiyle gerçekleş ti (Karpat, 2010). O tarihe kadar iktidarda olan CHP’si içinden ayrılan 7 milletvekili Demokrat Parti’yi ( DP) kurdu ve 61 milletvekili ile meclise girdi. DP’nin 1950 yılında yapılan ikinci genel seçimde kullandığı “YETER! SÖZ MİLLETİNDİR” sloganı, özellikle CHP’nin temsil ettiği resmi ideolojinin halk lehine bozulması amacını taşımaktaydı. Özellikle kırsal kesimde yaşayan kitleleri özneleştiren slogan, seçmene güç atfetmiş ve beklenen sonuca ulaşılmasını sağlamıştır.   Çok partili yaşam, askeri darbe dönemleri dışında her seçimde, dönemin siyasal - kültürel ve ekonomik dinamiklerine bağlı olarak şekillenmişti r. Birden çok  partinin rekabet ettiği bu ortam, siyasal iletişim kavramını ortaya çıkarmıştır. Her partinin icraat hedeflerini ve dü nya görüşünü aktaran sloganlar ve  beraberindeki mesajlar, seçmen algısını yönetmek amacıyla kullanılır hale gel miştir  . Siyasal mesajların, o günkü kitle iletişim araçları olan gazete ve radyoda duyurulması dışında kullanılan en önemli propaganda yöntemi afişlerdi. Ancak; 1970’lere kadar, ülkedeki okuma - yazma oranının düşüklüğü bahane ed ilerek, seçmen duygularını etkilemesinin önüne geçilmesi için kırsal kesimlere gönderilen afişlerde resim kullandırılmadı (Aktaran. Uztuğ, 1999 : 28). * İletişim kuramcısı Gerbner’in ekme/yetiştirme kuramı; bireyin yetişmesinde medyanın, aile, okul, çevre v.b. faktörler kadar etkili   olduğunu söyler (Fiske, 1996;43).      TRT’nin yayına girmesinin ardından 1973 seçimlerinde artık siyasi partilerin  propaganda mesajları televizyondan da verilmeye başlandı. Kitle iletişim araçları etkili olmakla beraber, seçmenin karar verme sürecini belirleyen en önemli faaliyet mitingler ve küçük gruplarla toplantılar oldu. Bu tarihten  başlayarak 2000’li yıllara uzanan zaman diliminde seçmen duygularını etkileyen diğer bir uyaran da siyasi parti liderlerinin kullandığı simge ve kodlardı. Örneğin; Ecevit “Karaoğlan” kimliği ile kurtarıcı olma imajı çizerken, “mavi gömleği” ve “kasketi” ile emekçi kitlelerin kalbini ve oyunu kazandı. Partisi yıllar içinde rejim değişikliği ve yasal nedenlerle isim değiştirse de  bu kodlar değişmedi. Aynı dönemlerin diğer bir lideri olan Demirel’se “fötr şapka” ile kentli, sosyo-ekonomik düzeyi yüksek kitlelere hitap etmesine rağmen, Anadolu insanının da sempatisini kazandı. Süleyman Demirel’in, kitlesel olarak kabul görmesinin ve yıllarca iktidar şansını yakalamasının bir diğer kaynağı da çocukluk günlerini anlatması ve kırsal kesimde “Çoban Sülü” lakabıyla tanınmasıydı. Siyasal partilerin, parti içindeki örgütlenme tarafından yönetilen propaganda faaliyetleri ni profesyonel ellere bırakması, tek bir partinin kullanımıyla 1983 yılındaki seçimde gerçekleşti. Askeri dönemin ardından ilk seçim olma özelliğini taşıyan bu tarih Turgut Özal’ı Anavatan Partisi (ANAP )’nin  genel  başkanlığında iktidara taşıdı. Bu seçimlerde Manajans’la çalışan ANAP, ajansın çizdiği iletişim stratejisi doğrultusunda hem mesaj üretiminde, hem de kamuoyuna sunum araçlarında modern yöntemleri kullandı. Ardından gelen tüm seçim dönemleri, bu profesyonelleşme sürecinin tüm partilerce kullanımını zorunlu kılarak, seçmenin karar mekanizmasında et kili oldu ve “siyasal iletişim uzmanlığı” adında yeni bir mesleğin oluşmasını sağladı. Aynı dönemlerde, siyasal partiler, kamuoyu araştırmalarının önemini de keşfettiler. Böylece; seçim öncesi çalışmaları rasyonellik kazanırken, seçimi kazanma yarışı aynı zamanda reklam ajanslarının da mesleki yetkinlik yarışı haline geldi. Ancak, tüm  profesyonel çalışma sonuçlarında, seçim kazanma başarısı partiye ve adaya, seçim kaybetme başarısızlığı iletişim çalışmalarını yürüten şirkete ihale edildi.   PROPAGANDANIN MODE   RNİ SİYASAL REKLAM…   Propaganda; en basit şekilde, seçmenin oy verme davranışını yönlendiren bir iletişim faaliyeti olarak tanımlanabilir. Konuyla ilgili çalışmalar yapan iletişim  bilimcilerin farklı tanımları olsa da, kapsamlı bir ifade olduğu için en çok Laswell’in (1995 : 13) tanımı kabul görür:   “propaganda; sözlü, yazılı, resimli veya müzik şeklinde olabilen sunumların yönlendirilmesiyle insan davranışını etkileme tekniğidir”. Farklı   tanımlamalar olsa da; asıl vurgu insan davranışlarını etkilemek üzerine dir. Propaganda, temelde bir ikna sürecidir. Bu nedenle; siyasi partiler ve liderler için hayati bir öneme sahiptir. Kitlesel ikna olarak nitelendirebileceğimiz “propaganda”, konuyla doğrudan ilgili olmayan bireyler için bile, Hitler Almanya’sının en tanınmış karakteri (!) Goebbels’i akla getirir. Ünsal Oskay’ın çevirisiyle dilimize aktarılan ( ) Leonard W.Doob’un “Goebbels’in Propaganda İlkeleri” metni, Hitler liderliğinin ve Nazizm ideolojisinin kitleler üzerindeki etki tekniklerini açığa çıkaran belge o larak oldukça çarpıcı bir içeriğe sahiptir. Amerikan resmi makamları tarafından 2.Dünya Savaşı sonrasında Berlin’deki yıkıntılar arasında bulunan 6800 sayfalık  bu belgede, 1933 yılından itibaren dünyayı sarsan ve 65 milyon insanın ölümüne neden olan trajik ideoloji taktikleri sıralanmıştır.
Search
Similar documents
View more...
Tags
Related Search
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks
SAVE OUR EARTH

We need your sign to support Project to invent "SMART AND CONTROLLABLE REFLECTIVE BALLOONS" to cover the Sun and Save Our Earth.

More details...

Sign Now!

We are very appreciated for your Prompt Action!

x